Yalova Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulu üyemiz ve başkan yardımcımız Ömer Faruk Demirok, Tuna Gazetesi’nden Hicran Şengül ile bir söyleşi yaptı

25.2.2026

Yalova Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulu üyemiz ve başkan yardımcımız Ömer Faruk Demirok, Tuna Gazetesi’nden Hicran Şengül ile bir söyleşi yaptı. Söyleşide; gazetecilik çalışmalarını, tecrübelerini ve anılarını aktardı. Zevkle okuyacaksınız.

“Dijital Dönüşüm Etik Değerlere Bağlı Olmadan Eksik Kalır”

Dijital dönüşümün birbiri ardına sunduğu teknolojik gelişmelerin ve hayatımıza kattığı yeni imkanların, gazetecilik alanında da sistemi kökünden değiştirdiği bir dönemdeyiz. Hem analog düzende çalışmış eski bir gazeteci hem de yeni dijital sisteme çabuk adapte olmuş bir isim olanÖmer Faruk Demirok ile analogdan dijitale geçiş sürecini konuştuk. Keyifli bir sohbet oldu. İyi okumalar.

Ömer Bey bize kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

1978 yılında Konya Ereğli’de doğdum. Babamın önce devlet memurluğu, ardından özel sektördeki görevleri nedeniyle çocukluğum Anadolu’nun farklı şehirlerinde geçti. İstanbul ve Kütahya’dan sonra 1988 yılında Gemlik’e yerleştik. Ortaokul ve lise öğrenimimi Gemlik’te tamamladım. Daha sonra halkla ilişkiler alanında üniversite eğitimi aldım. Evli ve 2 çocuk sahibiyim.

Mesleğe başlama hikayeniz nedir?

Aslında farklı şehirlerde büyümek, küçük yaşlardan itibaren gözlem yapma refleksimi güçlendirdi. Gemlik ise hem karakterimin hem de mesleki kimliğimin şekillendiği yer oldu. Hayatımın merkezinde her zaman gazetecilik vardı. Zamanla bu ilgi bir mesleğe, ardından da bir yaşam biçimine dönüştü.

Gazetecilikle tanışmam ortaokul yıllarında başladı. Edebiyat öğretmenimizin yönlendirmesiyle bir arkadaşımla birlikte okulda duvar gazetesi çıkardık. Hikayeler, karikatürler, kısa bilgiler ve fotoğraflarla hazırladığımız bu çalışma meslekle ilk temasım oldu. Yazdıklarımızın okunması, konuşulması ve geri dönüş alınması beni derinden etkiledi.

Daha sonra henüz lise talebesi iken rahmetli babamın öngörüsü ve desteğiyle yerel televizyonculukla tanıştım. O dönemde Türkiye’de özel televizyonların özellikle de yerel TV kanallarının yeni yeni filizlendiği, henüz düzenleyici kurumsal yapının tam anlamıyla oluşmadığı yıllardı. Ortada daha RTÜK bile yoktu. Elektronik ve Haberleşme Mühendisi İTÜ’lü idealist bir insan olan babamın önderliğinde kurulan Gemlik TV isimli yerel televizyon kanalında; kameramanlıktan montaj operatörlüğüne, program yapımcılığından sunuculuğa, muhabirlikten yönetmenliğe kadar işin her aşamasında görev aldım. İlk patronum rahmetli babam idi.

1993 - 1995 yılları arasında yayın yapan bu televizyon kanalı benim için adeta bir okul oldu. Haber bültenleri, çocuk, gençlik, kadın programlarıhazırladık. Sağlık, hukuk konularında içerikler ürettik.Canlı yayınlanan açık oturumlar ve yarışmalar, en beğenilen programlarımızdandı. Sınırlı imkanlara rağmen büyük bir heyecan ve özveriyle çalıştık. O yıllar bana, mesleğin yalnızca teknik değil, aynı zamanda vicdani ve toplumsal bir sorumluluk olduğunu öğretti.

Hangi basın kuruluşlarında görev yaptınız?

Yerel televizyon deneyiminin ardından çeşitli yerel ve yaygın basın kuruluşlarında görev aldım. 1993 ile 2008 yılları arasında kesintisiz 15 yıllık yoğun bir mesleki süreç yaşadım.

Yurt Haber Ajansı Gemlik Temsilciliği, Star Gazetesi Gemlik Temsilciliği ve Doğan Haber Ajansı Gemlik Temsilciliği görevlerinde bulundum. Gemlik’te ofset baskı tekniği ile yayınlanan ilk fotoğraflı gazete olan Gemlik Egemen Gazetesi’nde haber müdürlüğü yaptım. Gemlik Gündem Gazetesi’nde muhabirlik ve grafikerlik görevlerini üstlendim.

Ayrıca iki yıl boyunca devam eden Gündem Aktüel Dergisi ekibinde yer alarak, redaktörlük ve grafik tasarım çalışmalarını yürüttüm. Bursa’da bölgesel yayın yapan Radyo Davet isimli radyo istasyonunda, programcıve teknik sorumlu olarak görev aldım.

Dijital alanda ise 2000’li yılların başında, yerel haber sitelerinin henüz yaygın olmadığı dönemde Gemlik’in ilk şehir portallarından birini kuran ekipte yer aldım. Muhabirlik yaptım, köşe yazısı kaleme aldım. Anlık haber yayını yapan “Sanal Gemlik” isimli bu portal, dijital haberciliğe erken adapte olan bir ekibin ürünüydü. Bu süreç bize, dönüşümü erken okumanın önemini gösterdi.

Kısacası medya sektöründe tüm alanlarda çalışarak deneyim kazandım.

Mesleki eğitimler açısından kendinizi nasıl geliştirdiniz?

İletişim fakültesi mezunu değilim; mesleğe çok genç yaşta alaylı olarak başladım. Ancak mesleki gelişimi hiçbir zaman ihmal etmedim. Çalıştığım kurumların düzenlediği eğitimlerin yanı sıra özellikle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından gerçekleştirilen çok sayıdaki meslek içi eğitim programlarına katıldım.

Habercilik teknikleri, haber yazımı, etik ilkeler, kriz dönemlerinde yayıncılık, televizyon programcılığı ve kamera kullanımı gibi birçok alanda sertifikalı eğitimler aldım. Hala da almaya devam ediyorum. En son Google’ın dijital habercilik eğitimini tamamladım. Kısa süre önce de UNICEF Türkiye’nin düzenlediği ve çocuk haklarını gözeterek haber yapmanın tartışıldığı bir çalıştaya katıldım.

Mesleğin sürekli değiştiğini bildiğim için öğrenme sürecini hiçbir zaman tamamlanmış kabul etmedim.

Şu anda mesleki olarak neler yapıyorsunuz?

Halen Gemlik’te basılı ve dijital platformlarda yayın yapan Yeni Gemlik Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğini sürdürüyorum. Yeni Gemlik, Gemlik Gündem ve Yalova Manşet gazetelerinde köşe yazıları kaleme alıyorum. Bunun yanında özel haber dosyaları hazırlamaya ve aktif muhabirlik yapmaya devam ediyorum.

Son dönemde, geçmiş yıllara ait analog televizyon kayıtlarını dijital ortama aktararak “Gemlik TV Nostalji Kuşağı” adındaki YouTube kanalında, eski içerikleri yeniden meraklıları ile buluşturuyorum. Bu çalışma hem kent hafızasının korunmasına katkı sağlıyor hem de geçmişle bugün arasında anlamlı bir köprü kuruyor.

Mesleki kuruluşlarla ilişkiniz nedir?

Gemlik Gazeteciler Cemiyeti’nin kurucularındanım. Ayrıca Yalova Gazeteciler Cemiyeti’nde üyelik ve yöneticilik deneyimim bulunuyor. Her iki cemiyette de başkan yardımcılığı görevini sürdürüyorum. 

Her iki cemiyet de federasyon ve konfederasyon yapılarının parçası olarak Türkiye genelindeki gazetecilerin ortak sorunlarına çözüm üretmeye çalışıyor. Bu kapsamda Marmara Gazeteciler Federasyonu’nun Yüksek İstişare Kurulu üyesiyim. Ayrıca 81 ilden yaklaşık 22 bin gazeteciyi temsil eden Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun Yüksek İstişare Kurulu’nda görev alıyorum.

Mesleki örgütlenmenin gazetecilik açısından hayati olduğuna inanıyorum. Gazeteciler toplumsal sorunları gündeme taşırken, kendi haklarını da ancak örgütlü yapılar aracılığıyla koruyabilirler.

Meslek hayatınızda hangi başarılara imza attınız?

1998 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. kuruluş yılı kapsamında açılan bir belgesel yarışmasına iştirak eden Gemlikli lise talebeleri için bir belgesel çalışması hazırladım. Bu çalışma Bursa ve Marmara bölge birincilikleri aldı. Ardından son değerlendirmede Türkiye çapında mansiyon ödülüne layık görüldü. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in elinden ödül alan bir yapım oldu bu.

1999 yılında Gemlik Egemen Gazetesi’nde hazırladığım “Ölüm Tehlikesi Altında Eğitim” başlıklı haberimle, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlediği yarışmada Türkiye ikincisi oldum. Dereceye giren tek ilçe gazetesi çalışanıydım. Bu başarı, meslek hayatımın en kıymetli dönüm noktalarından biri olarak hafızamda yer alıyor.

Eski ve yeni gazeteciliği nasıl karşılaştırırsınız?

Gazetecilik büyük bir dönüşüm yaşadı. Biz analog dönemden geldik. Filmli makineler, negatif-pozitif filmler, karanlık banyo odaları, kasetli kameralar, fiziksel montaj süreçleri… Çektiğimiz fotoğrafı görmek için saatlerce beklerdik. Ancak bu süreç bize sabrı, titizliği ve iş disiplinini öğretti.

Bugün ise dijital çağdayız. İnternet bağlantılı kameralar, sosyal medya platformları, mobil habercilik uygulamaları ve yapay zeka destekli içerik üretim araçları var. Gazeteci artık çok yönlü olmak zorunda. Hem görüntü çekecek hem montaj yapacak hem metin yazacak hem de dijital mecralarda içerik üretebilecek.

Ancak değişmeyen temel ilke var. Önce doğru haber. Hız önemli ama doğruluk her şeyden önce gelir. Yanlış bir haberi hızlı vermenin hiçbir değeri yoktur. Yapay zeka üretim süreçlerini kolaylaştırabilir; fakat özgünlük, etik sorumluluk ve toplumsal duyarlılık insan faktörüne dayanır.

Gazetecilikte doğrulama kültüründe bir değişim oldu mu?

Resmi kaynaklı haberlerde bugün nasıl açıklama gelmeden yayın yapılmıyorsa, o zaman da aynı hassasiyet vardı. “Ben bir şey söyleyemem, açıklayamam” diyen bürokratlar o dönem de vardı, bugün de var. Bu değişmedi.

Haber kaynağı her zaman çok önemliydi. Haber gelir gelmez yayınlanmazdı. Önce değerlendirilir, konunun muhataplarıyla mutlaka irtibata geçilir, mümkünse birkaç ayrı kaynaktan doğrulanırdı. Doğrulamadan haber yapmak habercilik ilkesine aykırıdır. Etik değerler ve meslek kuralları bu işin olmazsa olmazıdır.

Bugün de doğruluk ilkesi değişmedi. Ancak artık “O yayınladıysa ben de yayınlayayım” refleksiyle bazen teyit süreçlerinin göz ardı edildiğini görüyoruz. Hız baskısı, süzgeci zayıflatabiliyor.

Analog dönem daha mı saf ve temizdi?

Etik değerlere bağlılık açısından geçmiş dönemin daha güçlü olduğunu düşünüyorum. O dönem gazetecinin ciddi bir saygınlığı vardı. Yazdığınız iki cümle, yayınladığınız bir fotoğraf insanlar için çok kıymetliydi. Çünkü insan ve fikirleri kamuoyuna taşıyacak başka mecra yoktu. Gazeteler kıymetliydi, gazeteci saygındı.

Bugün ise cep telefonuyla sosyal medya hesabı açıp içerik paylaşan herkesin kendini gazeteci olarak tanımlayabildiği bir dönemdeyiz. Bu durum mesleğin niteliğini etkiliyor. Saygınlık teknolojiyle değil, etik bağlılık ve mesleki yeterlilikle korunur.

Dijital dönüşüm hızı sizi de korkutuyor mu?

Elbette. Çünkü buna ayak uydurmak zorundasınız. Yoksa sistem dışı kalırsınız. Ama bunu etik değerlere bağlı olarak yapmanız şart. 

Gemlik’te ilk dijital fotoğraf makinesini alan gazetecilerden biri oldum. Üzerinde ekran yoktu ve 24 kare çekebiliyordu. Dolunca bilgisayara aktarıyordunuz. Fotoğrafı bilgisayarda görmek bana büyük bir devrim gibi gelmişti.

Mektup ve kartpostal gönderen, daktilo kullanan, jetonla telefon görüşmesi yapan X kuşağının bir mensubu olarak teknolojik gelişim bizi korkuttu ama kolay alıştık. Eskiden haber metni ve film fiziksel olarak otobüsle haber merkezlerine gönderilirdi. E-posta hayatımıza girdi. Mail ile metni ve fotoğrafı saniyeler içinde göndermek büyük bir dönüşümdü bizim için.

Teknoloji kolaylaştıkça haberi üreten kişi sayısı arttı. En büyük değişim hız oldu. Engeller ortadan kalktı. Ancak hız arttıkça kaliteyi korumak zorlaştı.

Yakın zamanda İstanbul’da katıldığım bir programda dikkat çekici bir veri paylaşıldı. Dünya üzerindeki dijital içeriklerin yaklaşık yüzde 80’i son iki yılda üretilmiş. Bu veri, dijital üretim hızının ne kadar arttığını gösteriyor. Önümüzdeki süreçte nitelikli dijital içerik üreten gazeteciler öne çıkacak.

Sosyal medyayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sosyal medyaya gazetecilik açısından, bizim kuşak başlangıçta çok sıcak bakmadı. Çünkü kontrol sizde değil. Topluluk kuralları gerekçesiyle sayfanız bir anda kapatılabilir. Kendi internet sitenizde kontrol sizdeydi. Ancak okur artık sosyal medyada. Basılı gazeteler ciddi ekonomik daralma yaşadı. İnternet siteleri bile sosyal medya karşısında trafik kaybediyor.

Önümüzdeki süreçte habercilik daha fazla sosyal mecra üzerinden şekillenecek gibi görünüyor. Ancak burada da etik ve doğrulama ilkesi vazgeçilmez olmalı.

“TIK” odaklı habercilik hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Tık tuzağı” başlık ile içerik arasındaki uyumsuzluktur. Okuru meraklandırıp bambaşka bir içerikle karşılaştırmak etik değildir. Beklentinin altında kalan, yanıltıcı başlık doğru değildir.

Özellikle Basın İlan Kurumu’nun reklam pastasından pay vermek için istediği tık sayısına ulaşabilme adına bu çok yaygın hale geldi.

Ancak içerikte güçlü bir bilgi varsa ve başlık bunu dikkat çekici biçimde öne çıkarıyorsa bunda sorun yoktur. Önemli olan başlık ile içerik arasındaki tutarlılıktır. Uyum yoksa bu ahlaki değildir.

Sizce Türkiye’de gazeteciliğin sorunları nelerdir?

Türkiye’de gazeteciliğin en temel sorunu, güçlü ve bağlayıcı bir meslek yasasının eksikliğidir. Gazetecilik belirli standartlara ve mesleki yeterlilik kriterlerine bağlanmalıdır. Etik ihlallerine karşı yaptırım gücü olan, mesleğin saygınlığını koruyacak kurumsal bir yapı oluşturulması gerektiğine inanıyorum. Baro ya da tabip odası benzeri, mesleki denetim ve temsil gücü yüksek bir yapılanma gazetecilik açısından önemli bir ihtiyaçtır.

Bununla birlikte sektörün yapısal sorunları yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı değildir. İletişim fakültelerinden her yıl çok sayıda mezun verilmesine rağmen istihdam alanlarının aynı oranda genişlememesi ciddi bir sorun teşkil ediyor. Genç gazeteciler mesleğe adım atmakta zorlanıyor; sektöre girenler ise çoğu zaman düşük ücret politikaları ve güvencesiz çalışma koşullarıyla karşı karşıya kalıyor.

Basılı medyanın ekonomik daralması da önemli bir kırılma noktası. Dijitalleşmeyle birlikte değişen gelir modelleri, geleneksel reklam pastasının küçülmesi ve reklam gelirlerindeki ciddi düşüş, özellikle yerel basını doğrudan etkiliyor. Birçok yayın organı ayakta kalma mücadelesi veriyor. Buna ek olarak sendikalaşma oranlarının yetersizliği, çalışan gazetecilerin hak arama süreçlerini zayıflatıyor.

Gazetecilik kamu adına yapılan, toplumsal sorumluluğu yüksek bir meslektir. Bu nedenle hem ekonomik hem hukuki hem de etik zeminde daha güçlü, daha kurumsal ve daha sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum. Mesleğin geleceği, yalnızca teknolojik dönüşüme ayak uydurmakla değil; aynı zamanda kurumsal güvenceyi, etik ilkeyi ve mesleki dayanışmayı güçlendirmekle mümkün olacaktır.

Bu güzel söyleşi ve ilettiğiniz kıymetli bilgiler için teşekkür ediyorum.

Asıl ben teşekkür ediyor ve verdiğiniz imkan için şükranlarımı sunuyorum. Meslek hayatınızda başarılar temenni ediyorum.

Fotoğraflar: Caner KARCI